Tesadüf müydü, yoksa bir kuş mu kondu omzuma

Tesadüf müydü, yoksa bir kuş mu kondu omzuma

Dün bir yazı ile babaannemi 17. kez uğurladım.

“Canım Nenem, çocuk kalbimin ilk arkadaşı, dilerim sen hissettiğim gibi yolunu benimle tamamladın.

Seni çok seviyorum.” diye bitirmiştim uğurlamamı. Ofisteydim. Toparlandım ve eve doğru yola çıktım…

İşimi çok seviyorum. Bu hayattaki en büyük şansım, biliyorum. Değerini biliyor ve her günümü öyle yaşıyorum. Her güzelliği gölgeleyen bir “ama” vardır ya hani! Benim “ama”m da yol. Aslına bakılırsa yolculuklarımda okumak da keyifli! Şöyle düzelteyim diyorum, yolculuk pek keyifli, kokular fena…

Size hayatımın en şaşırtıcı yolculuklardan birini anlatmak istiyorum şimdi. Çok kalpten dilersen ve görmek istersen, dikenlerin arasından parlayan taşlara ulaşmanın mümkün olduğunu. Zaman denen kavramın akmadan sıranın sana gelmeyeceğini…

Bu arada fonda da bir şarkım var. Ve belirtmek isterim ki, Nenemi uğurladığım o küçük öykü de yayında. Şarkı ve öykü için link bırakıyorum.

Dinleyerek okumak için tıklayınız.

Uğurlamamı okumak için tıklayınız.

(Fatma Aliye Topuz)

Fatma Aliye ve onun nergis kokusu

Oysa bugün başkaydı. Birazdan metroya, metrobüse ve bir de otobüse binecektim. Yine günün yorgunluğu ile pelte olmuş, eve giderken gülüşünü nerede unuttuğunu bilmeyen insanlarla karşılaşacaktım. Memnuniyetsizlik, ter kokusuna karışacak ve bugün de migrenim tutmazsa ben bugünü kazanmış olacaktım. Ama öyle olmadı. Bu kez bu “ama”, günümü şenlendirmek için geliyordu…

Metroda, iş çıkışı olmasına rağmen öyle müthiş bir kalabalık yoktu. Bir boş yer bulup oturmuştum. Birkaç gün önce çok sevdiğim bir dosttan hediye gelen “Son İstanbul” kitabıma başladım.

“Bu son şansımız Fatma Aliye. Bu son şansın.” diyordu ilk sayfadaki cümlelerden birinde. Fatma Aliye de buradaydı işte. Yani aslında sadece tesadüftü. Bu Fatma Aliye, o Fatma Aliye değildi; ama düşmüştü aklıma işte. Şimdi bu “ama” da pek değerliydi. İsminin yazılı olduğu mürekkepte gezdirdim parmaklarımı. Biyografisini yazarken hayran olduğum kadınla yolculuk yapmanın keyfini çıkaracaktım demek kendi içimde. Hafızama hücum ediyordu… Abisinin bilgilerinden kendine ulaşanlarla roman yazmış, adeta küllerinden doğmuştu. Biyografisini yazarken de dediğim gibi, o bir Zümrüt-ü Anka olup bulmuştu yolunu… Parmağım aynı yerde öylece duruyordu ki, mekanik ses inmem gereken durağı yineledi. Kalktım. Yanımdaki kadının enfes kokusu burnumdaydı. Şaşırdım.

Acaba Fatma Aliye de böylesine güzel nergis kokar mıydı?

NOT: Fatma Aliye biyografisini okumak için tıklayınız.

Koku kokuyu açınca

Mis gibi nergis kokusu burnumda, elimde kitabım devam ettim. Hiçbiri metrobüs yolculuğu kadar şaşırtıcı olamazdı. İçerisi bana çok eskileri anımsatan enfes bir parfüm kokuyordu. Gülümsedim. Hoş, tüm yolculuğum boyunca gülümsüyordum ya, daha nergis kokusunun şokunu atamamıştım. Bu eve dönüş, en güzellerinden biriydi. Dilimi ısırdım, içimden teşekkür ettim, öylesine… Neyi anımsadım, yüzümü güldüren o anı neydi bilmiyordum; ama belli ki hafızam bir şeylere tutunmuştu.

Ve buradaki “ama”, çok eskilerden gelmiş, yoluma yıldızlar katmıştı. Nenemim omzuma bıraktığı kanatlardan şimdi minik parıltılar çıkıyor gibiydi…

Kalbimin son uğurlaması

Metrobüsten indiğimde bir rüyanın içinde yürüyor gibiydi adımlarım. Sanki bulutların içinde hareket ediyordum da, o pamuk dokuya basmaya kıyamıyordum. Karşılaştığım her bir yüze çok sevdiğim bir dostuma gülümser gibi gülümsedim. Bunlar hep mutluluğun küçük ışıklarıydı, kullandım bol keseden; ben ışığı yükselttikçe büyüdü, geniş alanlara yayıldı, çokça bulaştı. Kafamın içinde dolaşan kelebekler, omzuma konmuş bir kuş, ne güzeldiler…

Durakta otobüs bekliyordum. Şanslıydım, gelen ilk otobüs, beni evime götürebilirdi. Otobüse girdiğimde ellerinde balonlar, buket buket çiçekler taşıyan bir grup vardı. Bir doğum günü kutlamasına gidiyor ya da dönüyorlardı. Çok güzel şeylerin kalbimize bıraktığı o tarifsiz hissin kucağına düştüm bu kez. Gözlerim dolu doluydu. Ve birden yanıma gelen pamuk saçlı kadın, benim parfümümden kokuyordu. Birbirimize baktık ve gülümsedik…

Bir romantik komedi filminin içine düşmüş gibiydim. Ruhum şarkılar söylemek, şiirler okumak istiyordu. Zaten birazdan en havalı film müziklerinden biri çalacaktı ve tüm cadde başlayacaktık dans etmeye. Bunlardan hiçbiri olmadı; ama kalbimde hepsi yaşandı. Buradaki “ama”, nenemin onu uğurlayışıma yanıtıydı. Fatma Aliye’nin hatırıma düşüşünden, uçan kuşun kanadından, tüm parfümlerin, çiçeklerin kokusundan dokunmuştu bana…

Omzuma konan kuş havalandı.

Midemdeki kelebekler ağzımdan çıktı, uçtu gitti.

Tüm çiçekler enfes kokuları ile eşlik etti onlara.

Kulağımdaki tüm müziğin mimarı akbil sesiydi.

Ve benim Nenem kulağıma fısıldıyordu:

“Evet, sen de benim ilk oyun arkadaşımdın…”

Sonra bir ses kalbimden yükseldi:

“Damla işte buydu! Başardın…”

*

Damla Karakuş

[email protected]kadinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir